Çevrimiçi ortamda ya da bir aile WhatsApp grubunda yanlış veya yanıltıcı bir bilgiyle karşılaştığınızda nasıl tepki verirsiniz?
Birçok kişi için ilk refleks doğrulama yapmaktır: İstatistiklerle yanıt vermek, sosyal medyada iddiayı çürüten bir paylaşım yapmak ya da insanları güvenilir kaynaklara yönlendirmek.
Teyitçilik yanlış bilginin yayılmasına karşı başvurulan temel yöntemlerden biri olarak görülüyor. Ancak yanlış bilgiyi düzeltmenin güçlüğü araştırmalarla defalarca ortaya kondu.
Araştırmalar, gazetecilerin bir iddiayı doğrulamak yerine çürüttüğü durumlarda okurların onlara daha az güvendiğini gösteriyor. Üstelik doğrulama süreci, ortaya çıkan ilk yanlışın yeni bir kitleye yeniden aktarılmasına ve böylece erişiminin daha da artmasına yol açabiliyor.
Medya araştırmacısı Alice Marwick'in çalışmaları, doğrulamanın tek başına uygulandığında neden sıklıkla başarısız olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor. Marwick'e göre yanlış bilgi yalnızca içerik kaynaklı bir sorun değil; aynı zamanda duygusal ve yapısal bir sorun.
Marwick, yanlış bilginin birbirini besleyen üç boyut üzerinden yayıldığını savunuyor: Mesajın içeriği, onu paylaşanların kişisel bağlamı ve bu içeriği büyüten teknolojik altyapı.
Mesaj
İnsanlar açısından bir bilgiyi reddetmek, onu kabul etmekten bilişsel olarak daha zordur. Bu durum, yanıltıcı içeriklerin neden bu denli kolay yayıldığını anlamaya yardımcı oluyor.
Sahte bir video ya da yanıltıcı bir başlık gibi yanlış bilgi örnekleri, ancak inanmaya, onaylamaya ya da paylaşmaya istekli bir kitle bulduğunda sorun haline gelir. Bunu da ABD'li sosyolog Arlie Hochschild'in "derin hikâyeler" olarak adlandırdığı anlatılar üzerinden yapar. Bunlar, insanların siyasal inançlarını anlamlandırmalarını sağlayan, duygusal olarak yankı uyandıran anlatılardır.
En etkili yanlış bilgi ya da dezenformasyon örnekleri, mevcut inançlara, duygulara ve toplumsal kimliklere yaslanır; karmaşık meseleleri tanıdık duygusal anlatılara indirger. Örneğin göçle ilgili dezenformasyon, "tehlikeli yabancı", "yük altında ezilen devlet" ya da "hak etmeyen yeni gelen" gibi kalıpları kullanabilir.
Kişisel bağlam
Uydurma iddialar bir kişinin mevcut değerleri, inançları ve ideolojileriyle örtüştüğünde, hızla bir tür "bilgi"ye dönüşebilir. Bu da onların çürütülmesini zorlaştırır.
Marwick, 2016 ABD başkanlık seçimleri sırasında sahte haberlerin dolaşımını araştırdı. Kaynaklarından biri, kendisi defalarca iddiaları çürütmesine rağmen, muhafazakar görüşlere sahip annesinin Hillary Clinton hakkında yanlış haberler paylaşmaya devam ettiğini anlatıyordu.
Anne sonunda şöyle demişti: "Yanlış olup olmaması umurumda değil. Hillary Clinton'dan nefret ettiğim umurumda ve herkesin bunu bilmesini istiyorum!" Bu ifade, yanlış bilgi paylaşmanın ya da yaymanın bir kimlik sinyali verme mekanizması olabileceğini çarpıcı biçimde özetliyor.
Araştırmacıların "kimlik temelli motivasyon" olarak tanımladığı bu olguya göre insanlar, grup içi aidiyetlerini göstermek için yanlış iddiaları paylaşabiliyor. Paylaşımın değeri, doğru bilgi sunmasında değil; grup kimliğini ve dayanışmayı pekiştiren bir “sosyal değer birimi” işlevi görmesinde yatıyor.
Yapay zeka tarafından üretilen görsellerin yaygınlaşması bu süreci daha da hızlandıracak. İnsanların, "duygusal bir hakikat" taşıdığına inandıkları takdirde sahte olduğunu bildikleri görselleri bile paylaşmaya istekli olduklarını biliyoruz. Görsel içerik, "bir resim bin kelimeye bedeldir" ifadesinde olduğu gibi, doğası gereği bir inandırıcılık ve duygusal güç taşır; bu da şüpheciliği bastırabilir.
Teknik yapılar
Yukarıda anlatılanların tümü, etkileşimi ödüllendirecek şekilde tasarlanmış sosyal medya platformlarının teknik yapıları tarafından destekleniyor. Bu platformlar, kullanıcıların dikkatini toplayıp reklam verenlere satarak gelir elde ediyor. İnsanlar içerikle ne kadar uzun ve yoğun biçimde etkileşime girerse, bu etkileşim reklam verenler ve platform gelirleri açısından o kadar değerli hale gelir.
İçerikle geçirilen süre, beğeniler, paylaşımlar ve yorumlar bu iş modelinin merkezinde. Bu nedenle öneri algoritmaları açıkça kullanıcı etkileşimini en üst düzeye çıkaracak şekilde optimize edilir.
Araştırmalar, özellikle öfke, korku ya da infial uyandıran duygusal yüklü içeriklerin; nötr ya da olumlu içeriklere kıyasla çok daha fazla etkileşim ürettiğini gösteriyor.
Yanlış bilginin bu ortamda serpilip geliştiği ortada. Ancak mesajlaşma ve sosyal medya uygulamalarındaki paylaşım işlevi, bu içeriğin daha da geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. BBC'nin 2020'de aktardığına göre, 20 kişilik bir WhatsApp grubuna gönderilen tek bir mesaj, her üye bunu başka 20 kişiyle paylaştığında ve süreç beş kez tekrarlandığında 3 milyondan fazla kişiye ulaşabiliyor.
Paylaşılma olasılığı yüksek içeriği öne çıkararak ve paylaşımı zahmetsiz hale getirerek, her beğeni, yorum ya da iletme işlemi sistemi besler. Platformların kendisi bir çarpan görevi görür; yanlış bilginin çevrimdışı ortama kıyasla daha hızlı, daha geniş çaplı ve daha kalıcı biçimde yayılmasını mümkün kılar.
Doğrulamanın başarısız olmasının nedeni, özünde kusurlu olması değil; çoğu zaman yanlış bilginin yapısal sorununa karşı kısa vadeli bir çözüm olarak uygulanması.
Bu nedenle meseleyle anlamlı biçimde başa çıkmak, söz konusu üç boyutun tamamını hedef alan bir yaklaşım gerektiriyor. Bu da teknoloji platformları ve yayıncılar için teşvik mekanizmalarında ve hesap verebilirlikte uzun vadeli değişiklikleri; ayrıca bilgi paylaşma motivasyonlarımıza ve toplumsal normlara dair farkındalık dönüşümünü kapsıyor.
Yanlış bilgiyi basitçe hakikat ile yalan arasındaki bir mücadele olarak görmeye devam edersek, kaybetmeye devam ederiz. Dezenformasyon yalnızca yalanlardan değil; bu yalanların paylaşılmasını anlamlı kılan toplumsal ve yapısal koşullardan beslenir.
Bu içerik Teyit tarafından çevrilmiştir.