Arama

Select theme:

Yapay zekanın veri açlığı: Fiziksel kitaplar neden yok ediliyor?

Yapay zeka şirketlerinin yapay zeka modellerini eğitmek için fiziksel kitapları satın alıp taradığı ve bazı durumlarda taranan kitapları imha ettiği ortaya çıktı.

Bulgular

  • Anthropic'in Project Panama operasyonu mahkeme belgeleriyle ortaya çıktı. Şirketin milyonlarca fiziksel kitabı satın alıp ciltlerini kestirdiği, sayfaları tarattığı ve sonrasında fiziksel kopyaları imha ettiği belgelendi.
  • Şirket içi belgelerde Project Panama operasyonu, “dünyadaki tüm kitapları yıkıcı bir şekilde tarama” çabası olarak tanımlanıyordu.
  • 2025’te bir grup yazar, telifli eserlerin yapay zeka eğitimi için izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle Anthropic’e dava açmıştı.
  • Anthropic, korsan kaynaklardan elde edilen kitapların kullanımıyla ilgili davada 1,5 milyar dolarlık uzlaşmaya giderken, mahkeme yasal olarak satın alınan kitapların yapay zeka eğitimi için taranıp fiziksel kopyalarının imha edilmesini adil kullanım kapsamında değerlendirdi.
  • Amazon'un VGT3 tesisi de fiziksel kitapların endüstriyel ölçekte taranmasıyla ilişkilendirildi. 404 Media'nın araştırması, baskısı tükenmiş yaklaşık bin adet kitabın içine yerleştirilen AirTag üzerinden sevkiyatın Las Vegas'taki Amazon tesisine kadar takip edildiğini ortaya koydu.
  • Yapay zeka şirketlerinin fiziksel kitaplara yönelmesinin olası nedenlerinden biri veri kalitesi. İnternette sentetik, yani yapay zeka tarafından üretilmiş içeriklerin artması, insan üretimi ve editoryal süreçlerden geçmiş metinlerin değerini artırıyor.

Son dönemde hem yayıncılık dünyasında hem de teknoloji ekosisteminde yankı uyandıran bir iddia gündemde: Büyük teknoloji şirketlerinin, yapay zeka dil modellerini (LLM) eğitmek amacıyla milyonlarca fiziksel kitabı satın aldığı, ciltlerini hidrolik giyotinle keserek yüksek hızlı tarayıcılardan geçirdiği ve geriye kalan kağıt yığınlarını kasıtlı olarak imha ettiği öne sürülüyor.

Dijital çağda binlerce fiziksel kitabın organize bir şekilde parçalanması kulağa distopik bir bilimkurgu senaryosu gibi gelse de, dijitalleştirme ve kütüphanecilik literatüründe bu işleme "Yıkıcı Tarama" adı veriliyor ve bu yöntem yeni değil. Bu kavram, internet üzerinden izinsiz PDF veya e-kitap paylaşımını ifade eden klasik "dijital korsanlık" vakalarından tamamen farklı bir işleyişe sahip. Yıkıcı tarama, yasal yollarla satın alınmış bir kitabın dijitalleştirilme sürecini hızlandırmak ve maliyetini düşürmek için uygulanan bir yöntem. Sayfaların tek tek çevrilmesiyle kaybedilecek zamanı ve maliyeti ortadan kaldırmak için kitabın cilt kısmı kesiliyor, serbest kalan sayfalar otomatik beslemeli endüstriyel tarayıcılara (ADF) aktarılıyor. Optik Karakter Tanıma (OCR) işlemiyle metin dijital bir veri setine dönüştürülürken, kitabın fiziksel bütünlüğü geri dönülemez biçimde yok ediliyor.

Şirketlerin algoritmalarını beslemek için sadece ucuz ve çok basılan kitapları değil, sentetik metinlerden arınmış, "insan üretimi" veri elde etmek uğruna nadir ve baskısı tükenmiş eserler de dahil piyasadaki kitapları, ISBN numaraları üzerinden sistematik olarak toplayıp parçaladığı iddia ediliyor.

Büyük teknoloji şirketlerinin kitapları kitlesel olarak imha ettiğine dair iddialar ilk bakışta bir komplo teorisini andırsa da, davalara, sızdırılan şirket içi belgelere ve depo baskınlarına yansıyan bulgular bu yöntemin en azından bazı büyük teknoloji şirketlerinin operasyonlarında gerçekten kullanıldığını gösteriyor. Özellikle 2026'nın ilk yarısında ortaya çıkan Anthropic'in Project Panama operasyonu ve yaz aylarında gündeme gelen Amazon'un VGT3 tesisi bu sürecin arka planına dair dikkat çekici bilgiler sağlıyor.

Anthropic ve "Project Panama"

Yıkıcı tarama operasyonlarının ölçeği, 2026'da Bartz v. Anthropic PBC telif hakkı davası kapsamında ortaya çıkan şirket içi belgelerle daha kapsamlı biçimde gündeme geldi. Dava, Anthropic'in Claude gibi yapay zeka modellerini eğitmek için milyonlarca telifli kitabı hem korsan dijital kaynaklardan edinmesi hem de yasal olarak satın alınmış fiziksel kitapları dijitalleştirmesi ve ardından kitapları imha etmesiyle ilgili farklı iddiaları aynı dosyada buluşturdu. Dava dosyasına eklenen dahili bir Anthropic bilgi notunda yer alan "Project Panama nedir?" sorusuna verilen cevap "Project Panama, dünyadaki tüm kitapları yıkıcı bir şekilde tarama çabamızdır." şeklindeydi. Project Panama'ya ilişkin şirket içi yazışmalarda operasyonun gizli tutulmasına yönelik uyarılar yer alırken, çalışanların projeye ilişkin bilgileri şirket dışına çıkarmaması ve operasyonun niteliği konusunda dikkatli olması istendiği de görülüyordu. Operasyon kapsamında şirketin fiziksel kitapları satın aldığı, kitapların ciltlerini kestirdiği, sayfaları yüksek hızda tarattığı ve daha sonra fiziksel materyali elden çıkardığı belgelendi.

Dava sürecinin bir başka önemli sonucu ise Anthropic'in korsan kaynaklardan edindiği dijital kitaplar nedeniyle davacılarla 1,5 milyar dolarlık bir uzlaşmaya gitmesi oldu. Ancak bu rakamın Project Panama kapsamında fiziksel kitapların kesilip imha edilmesine verilen bir ceza olarak anlaşılmaması gerekiyor.

Uzlaşmanın temelinde, Anthropic'in Books3 gibi korsan kaynaklardan milyonlarca telifli eseri izinsiz biçimde edinmesi ve bunları yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesinde kullanmasıyla ilgili iddialar bulunuyordu. Yani burada tartışılan mesele, yasal olarak satın alınmış fiziksel kitapların taranmasından ziyade, telifli eserlerin korsan dijital kopyalarının edinilmesi ve kullanılmasıydı.

Peki, teknoloji şirketleri bu devasa veri madenciliği operasyonunu telif haklarına takılmadan nasıl yürütüyor? Burada davaya konu olan iki farklı eylemi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Korsan dijital kitapların izinsiz şekilde edinilmesi telif hukuku açısından ciddi bir sorun yaratırken, yasal olarak satın alınmış fiziksel kitapların parçalanıp taranması çok daha farklı bir hukuki tartışma ortaya çıkarıyor. Anthropic'in savunmasının merkezinde, fiziksel bir kitabın yasal olarak satın alınması, bu kopyanın dijitalleştirilmesi ve tarama sonrasında fiziksel kopyanın imha edilmesi ile adil kullanım doktrini arasındaki ilişki bulunuyor.

Amerikan telif hukukuna göre bir kitabı yasal olarak satın aldığınızda, o spesifik fiziksel kopyanın sahibi olursunuz. Ancak bu mülkiyet, kitabın içeriğini sınırsız biçimde çoğaltma hakkı anlamına gelmez. Örneğin kitabı tarayıp dijital bir kopyasını oluşturur ve fiziksel kitabı da elinizde tutarsanız, ortada hem fiziksel hem de dijital olmak üzere iki kopya bulunur ve bu durum telif hukukunun çoğaltma hakkı açısından ayrı bir sorun yaratabilir.

Anthropic'in Project Panama kapsamında uyguladığı yöntemde ise kritik bir ayrıntı bulunuyor. Kitap satın alınıyor, dijitalleştiriliyor ve ardından fiziksel kopya imha ediliyor. Şirketin hukuki yaklaşımı burada, yasal olarak edinilmiş fiziksel kopyanın dijital bir forma dönüştürülmesi ve fiziksel kopyanın muhafaza edilmemesi üzerine kuruluyor.

İkinci ve daha önemli hukuki başlık ise dönüştürücü adil kullanım. Yıkıcı taramayla elde edilen metinler insanların kitabı geleneksel biçimde okuyabilmesi için yeniden yayımlanmıyor. Metinler, büyük dil modellerinin kelimeler, ifadeler ve kavramlar arasındaki istatistiksel örüntüleri öğrenmesi amacıyla kullanılıyor. Anthropic de bu kullanımın eserin orijinal kullanım amacından farklı ve dönüştürücü olduğunu savunuyor.

Mahkemenin yasal olarak satın alınmış kitapların taranıp fiziksel kopyalarının imha edilmesine ilişkin değerlendirmesinde bu ayrım önemli bir rol oynadı. Yargıç William Alsup, Anthropic'in yasal olarak satın aldığı kitapları yapay zeka eğitimi amacıyla taramasını ve tarama sonrasında fiziksel kopyaları imha etmesini telif hakkı açısından adil kullanım kapsamında değerlendirdi ve bu uygulamaya ilişkin Anthropic lehine karar verdi. Başka bir deyişle mahkeme, belirli koşullar altında şirketin satın aldığı fiziksel kitapları dijitalleştirip ardından fiziksel kopyaları ortadan kaldırmasının telif hakkı ihlali oluşturmadığı sonucuna vardı. Kararın bu kısmı yazarlar ve kitapçılar tarafından tepkiyle karşılandı. Davacı yazarlardan Andrea Bartz, fiziksel kitapların taranıp imha edilmesini adil kullanım kapsamında değerlendirilmesine açıkça karşı çıkarken, nadir kitap satıcıları da eserlerin yalnızca içerdikleri veri için satın alınıp yok edilmesinin kültürel miras açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu savundu. Anthropic ise kararı önemli bir hukuki kazanım olarak yorumladı. Ancak buradan kitabı satın alan herkes onu tarayıp yok edebilir şeklinde genel bir telif hukuku kuralı çıkarmak doğru olmaz. Adil kullanım değerlendirmesi somut olayın koşullarına bağlı ve yapay zeka sistemlerinin telifli eserlerle eğitilmesine ilişkin hukuk hala gelişmeye devam ediyor.

Özetle Anthropic, korsan dijital kitapları veri setine dahil etmesi nedeniyle 1,5 milyar dolarlık bir uzlaşmaya giderken, yasal olarak satın alınmış fiziksel kitapların kesilip taranmasını tamamen farklı bir hukuki zeminde, adil kullanım kapsamında savunuyor.

Amazon'un VGT3 Deposu ve AirTag Takibi

Sürecin fiziksel lojistiğine dair en somut kanıtlardan birini Ağustos 2026'da 404 Media’nın yayımladığı bir araştırma ortaya koydu. İnternet üzerinden ikinci el ve nadir kitaplar satan Biblio platformundaki bir sahaftan, anonim bir alıcı tarafından tek seferde yaklaşık bin adet baskısı tükenmiş kitap sipariş edildi.

Şüphelenen satıcı, 404 Media’yla birlikte, kitaplardan birinin sayfaları arasına bir Apple AirTag yerleştirdi. Takip cihazından elde edilen veriler, kargonun rotasını Las Vegas'taki Amazon'un VGT3 tesisine kadar izlemeyi mümkün kıldı.

404 Media'nın araştırması, açık kaynak bilgileri ve eski çalışanların anlatımlarıyla birleştirildiğinde, tesiste kitapların yüksek hızlı tarama amacıyla işlendiğine dair dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Haberde, tesis içerisinde kitapların ciltlerinin kesildiği ve sayfaların tarama işlemi için ayrıştırıldığı aktarıldı. Operasyonla ilişkilendirilen ekibin logosunda da kitap yemeye hazırlanan bir dinozor bulunuyor.

Bu bulgulara rağmen, Amazon, operasyonun bütün amacının yapay zeka modellerini eğitmek olduğunu açık biçimde doğrulamış değil. Şirket, satın alınan kitapların ürün ve hizmetlerini geliştirmek amacıyla kullanıldığını belirtiyor. Dolayısıyla VGT3'ün fiziksel kitapları yüksek hızda tarayan bir operasyonla bağlantısı güçlü biçimde raporlanmış olsa da, Amazon’un yaptığı açıklamalar bunu onaylamıyor.

Yine de Amazon vakası, Project Panama'da gördüğümüz yöntemin tek bir şirketin operasyonundan ibaret olmayabileceğini gösteriyor. Fiziksel kitapların satın alınması, depolara taşınması, ciltlerinin kesilmesi, sayfalarının taranması ve sonrasında fiziksel materyalin elden çıkarılması yapay zeka çağında giderek daha fazla endüstriyel bir veri toplama sürecine dönüşüyor.

Neden internet verileri değil de fiziksel kitaplar?

Günümüzde yapay zeka şirketlerinin internetteki milyarlarca sayfalık veriyi kazıdığı bilinen bir gerçek. Öyleyse neden devasa bütçeler harcayıp fiziksel kitapların, hatta baskısı tükenmiş eserlerin peşine düşüyor ve bunları imha etmek için böylesine kapsamlı bir lojistik operasyon yürütüyorlar?

Bu sorunun cevabı yapay zeka ekosisteminin karşı karşıya olduğu yeni bir veri probleminde yatıyor.

2022'nin sonlarında ChatGPT'nin ve diğer üretken yapay zeka araçlarının yaygınlaşmasıyla beraber internetin doğası önemli ölçüde değişti. Artık internette yer alan içeriklerin büyük bir bölümü yapay zeka tarafından üretiliyor veya düzenleniyor.

Bu durum yapay zeka araştırmacılarının üzerinde durduğu sentetik veri sorununu ortaya çıkarıyor. Eğer yeni nesil modeller, önceki modeller tarafından üretilmiş içeriklerle tekrar tekrar eğitilirse, modelin zamanla orijinal insan üretimi veri dağılımındaki bazı özellikleri kaybetmesi ve çıktılarının bozulması mümkün olabiliyor. Literatürde bu olgu "Model Çöküşü" olarak adlandırılıyor.

2024'te Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, yapay zeka tarafından üretilen verinin nesiller boyunca yeniden eğitim amacıyla kullanılması durumunda modelin orijinal veri dağılımının bazı bölümlerini kaybedebileceğini ve giderek bozulabileceğini ortaya koydu.

Bu nedenle yüksek kaliteli, uzun formatlı ve editoryal süreçlerden geçmiş insan üretimi metinlerin değeri yapay zeka şirketleri açısından artıyor. Ancak bu fiziksel kitapların satın alınmasının tek nedeninin "model çöküşünü önlemek" olduğu anlamına da gelmiyor. Bu, şirketlerin neden fiziksel kitaplara ilgi gösterebileceğini açıklayan olası faktörlerden biri.

Peki bilgiyi dijital olarak korumakla, o bilgiyi taşıyan kültürel nesneyi korumak aynı şey mi? Bu sorunun yanıtı, teknoloji dünyasının bugün karşı karşıya kaldığı karmaşık bir çıkmazda. Bir yanda "model çöküşü" riski bulunuyor. Yapay zeka modelleri, internette giderek çoğalan diğer sentetik içeriklerle eğitildikçe zamanla niteliklerini kaybediyor.

Şirketler bu kısır döngüyü kırmak ve sistemlerini yüksek kaliteli verilerle besleyebilmek için kolay yolu fiziksel kitaplarda buluyor. Aslında arşivcilik alanında kitaplara zarar vermeyen, sayfaları incitmeden çeviren robotik sistemler veya V-beşik gibi tahribatsız tarama teknolojileri uzun süredir kullanılıyor. Ancak modellerin milyarlarca sayfalık devasa veri açlığını bu yöntemlerle gidermek, şirketler için çok yavaş ve maliyetli bir süreç anlamına geliyor. Bu nedenle şirketler, kültürel mirası koruyan özenli yöntemler yerine, eseri dakikalar içinde veriye dönüştüren endüstriyel yıkımı tercih ediyor. Sonuç olarak, kitapların veri uğruna kitleler halinde yok edilerek dijitalleştirilmesi, içlerindeki nitelikli metni kurtarıp model çöküşünü engellese de, o bilgiyi tarihsel bir bağlama oturtan cildini, kağıt dokusunu ve kültürel bir nesne olarak otantik kimliğini kalıcı biçimde yok ediyor. Yapay zeka daha fazla veriye ihtiyaç duydukça bu sorunun cevabı, yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, hukukçuların, yayıncıların, kütüphanecilerin ve toplumun tamamının vermesi gereken bir karara dönüşüyor.

Benzer Makaleler: