Arama

Select theme:

CERN’in yanlışlıkla portal kapılarını açtığı için faaliyetlerini durdurduğu iddiası

Bulgular

  • CERN bir kurum olarak kapatılmadı. LHC’nin 2030’a kadar çarpışmalara ara vermesi, yıllar öncesinden planlanan Long Shutdown 3 (LS3) kapsamında yürütülen bakım, onarım ve yükseltme çalışmalarından kaynaklanıyor.
  • LHC’de daha önce de planlı uzun süreli durdurmalar gerçekleştirildi. LHC, 2013-2015 yıllarında LS1, 2019-2022 yıllarında ise LS2 kapsamında çarpışmalara ara verdi. Bu nedenle LS3 olağanüstü bir kapatma kararı değil, LHC’nin planlı çalışma takviminin bir parçası.
  • CERN’de paralel evren portalı açıldığına dair bilimsel kanıt bulunmuyor. Araştırılan “ek boyutlar” ile paralel evrenler aynı şey değil.
  • LHC’nin enerjisi makroskobik bir portal oluşturabilecek ölçekte değil.
  • LHC’de mikroskobik kara deliklerin oluştuğuna dair herhangi bir kanıt elde edilmedi.
  • Dünya, milyarlarca yıldır LHC’deki çarpışmalara benzer ve bazı durumlarda daha yüksek enerjili kozmik ışın çarpışmalarına maruz kalıyor. Bu çarpışmaların Dünya’yı tehdit edecek uzun ömürlü kara delikler oluşturması mümkün değil.

Sosyal medyada yer alan çeşitli iddialarda, Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü’nün (CERN) yanlışlıkla açılan paralel evren portalları nedeniyle kapatıldığı ileri sürüldü.

Paylaşımlarda, söz konusu portalların yarattığı endişe nedeniyle merkezin 2030 yılına kadar faaliyetlerine ara verdiği iddia ediliyor. Ayrıca, CERN’de Dünya’yı yutabilecek dev kara delikler oluşturulduğu da öne sürülüyor.

CERN kapanmadı

Sosyal medyadaki iddiaların aksine CERN bir kurum olarak kapanmadı. Binlerce bilim insanı, mühendis ve araştırmacı çalışmalarına ve veri analizlerine devam ediyor. Geçici olarak durdurulan tek şey, yerin 100 metre altındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) tünelinde gerçekleştirilen parçacık çarpışmaları.

LHC’nin 2030 yılına kadar çarpışmalara kapalı kalacağı doğru. Ancak bu durum kontrolden çıkan bir portal veya güvenlik gerekçesiyle alınan acil bir karar değil, yıllar öncesinden takvimlendirilmiş olan Long Shutdown 3 (LS3) adlı planlı teknik durdurma dönemi. CERN’de LHC’nin bakım, onarım ve yükseltme çalışmaları için daha önce de planlı uzun süreli durma/durdurma dönemleri gerçekleştirildi. Örneğin LHC, 2013-2015 yılları arasında Long Shutdown 1 (LS1), 2019-2022 yılları arasında ise Long Shutdown 2 (LS2) kapsamında çarpışmalara ara verdi. Bu nedenle 2026’da başlayan LS3, olağanüstü bir durum nedeniyle alınmış bir kapatma kararı değil, LHC’nin çalışma takviminin parçası olan planlı bir bakım ve yükseltme süreci.

Bu süreçte hızlandırıcı ve dedektör altyapısı, çarpışma sayısını ve veri toplama kapasitesini katlayacak olan Yüksek Parlaklıklı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (HL-LHC) seviyesine yükseltilecek. Kurum, resmi internet sitesinde "Snapshots of the ongoing upgrades" (Devam Eden Yükseltmelerden Anlık Görüntüler) başlığıyla tüneldeki montaj ve bakım çalışmalarına ait güncel fotoğrafları düzenli olarak paylaşmaya devam ediyor. Tesisin 2030’a kadar veri toplamaya ara vermesi, bir krizin değil sistemlerin modernizasyonunu kapsayan planlı bir mühendislik çalışmasının sonucu.

CERN gerçekte ne yapıyor?

İsviçre-Fransa sınırında yer alan CERN, evrenin temel yapı taşlarını ve doğa yasalarını anlamaya yönelik araştırmaların yürütüldüğü dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarlarından biri. Kurumun en önemli tesislerinden biri, yerin yaklaşık 100 metre altında bulunan 27 kilometrelik Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC).

LHC’de proton gibi atom altı parçacıklar ışık hızına çok yakın hızlarda birbirleriyle çarpıştırılıyor. Bu çarpışmalarda ortaya çıkan son derece yüksek enerji yoğunlukları, Büyük Patlama’dan sonraki evrenin ilk dönemlerinde mevcut olduğu düşünülen koşulların bazı özelliklerinin laboratuvar ortamında incelenmesine olanak sağlıyor. Elde edilen veriler sayesinde maddenin temel yapı taşları, temel kuvvetler ve evrenin erken dönemlerindeki fiziksel süreçler hakkında bilgi ediniliyor.

CERN’de yürütülen araştırmaların en önemli sonuçlarından biri, 2012 yılında Higgs bozonunun keşfedilmesi oldu. Bu keşif, evrendeki temel parçacıkların nasıl kütle kazandığını açıklayan Higgs mekanizmasına ilişkin önemli bir kanıt sağladı.

LHC’nin enerjisi bir portal açmaya yeter mi?

LHC’nin ulaştığı enerjiler parçacık ölçeğinde bir rekor olsa da, bunu insan ölçeğinde devasa bir güç olarak düşünmek yanıltıcı. LHC’deki çarpışmalarda ortaya çıkan toplam enerji, günlük hayatta uçan bir sivrisineğin hareket enerjisine denk geliyor. CERN’in başarısı bu enerjinin büyüklüğünde değil, bu küçücük enerjiyi atomdan trilyonlarca kat küçük, gözle görülemeyen tek bir noktaya odaklayabilmesinde. Dolayısıyla, bir sivrisineğin enerjisiyle uzay-zamanda insanların veya nesnelerin geçebileceği makroskobik bir geçit veya portal oluşturmak fiziksel olarak imkansız.

İddiaların yayılmasına neden olan bilimsel çalışma “ek boyutlar” olabilir

CERN’de araştırmacılar portal veya geçit kapıları inşa etmiyor. Bununla birlikte, teorik fizikte öne sürülen ek boyutlar (extra dimensions) hipotezlerini deneysel veriler üzerinden test ediyorlar.

Ek boyutlar paralel evrenlerle aynı şey değil. Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin en büyük nedeni, bu iki kavramın birbiriyle karıştırılması. Ek boyut kavramı, evrenin içinde doğrudan algılayamadığımız gizli uzaysal doğrultuları veya kıvrımları ifade ediyor. Yani ek boyutlar başka bir alemi veya gerçekliği değil, doğrudan içinde yaşadığımız evrenin gözle görülemeyen ekstra derinliklerini anlatıyor.

Paralel evren ifadesi ise bizimkinden tamamen bağımsız, farklı fizik yasalarına veya alternatif gerçekliklere sahip başka evrenler dizisini (Çoklu Evren hipotezi) tanımlıyor ve şu an için deneysel olarak bilim dışı. Dolayısıyla CERN’in ek boyutları araştırması, başka bir dünyaya geçiş kapısı aramak anlamına gelmiyor, içinde yaşadığımız evrenin yapısında mikro düzeyde ek yönlerin bulunup bulunmadığını parçacık fiziği deneyleriyle sınamayı amaçlıyor.

Bizlerin doğrudan deneyimlediği evren üç uzay ve bir zaman boyutundan oluşuyor. Bununla birlikte, sicim teorisi ve M-teorisi gibi bazı teorik modeller, gözlemleyemediğimiz ek uzaysal boyutların var olabileceğini öne sürüyor. Bu modellerin bazıları toplam boyut sayısını 10 veya 11 olarak öngörürken, farklı sicim teorisi yaklaşımlarında 26 boyutlu modeller de bulunuyor.

Fizikçilerin bu tür modelleri araştırmasının nedenlerinden biri, kütleçekimin neden diğer temel kuvvetlere kıyasla çok daha zayıf göründüğünü açıklayabilmek. Bazı ek boyut modellerinde, bunun nedeninin kütleçekimin etkisinin bir bölümünün gözlemleyemediğimiz boyutlara yayılması olabileceği öne sürülüyor.

Yani, CERN’de ek boyutların araştırılması bir portal açma amacıyla yapılmıyor. Parçacık çarpışmalarında ortaya çıkan ürünler ve enerji-momentum dengesi hassas dedektörlerle inceleniyor. Örneğin bazı modellerde, parçacıkların dedektörlerde gözlemlenemeyen ek boyutlara taşınması durumunda enerji-momentum dengesinde bir “kayıp” ortaya çıkabileceği öngörülüyor. Ancak böyle bir kayıp tek başına bir parçacığın ek boyuta geçtiğini de kanıtlamaz, farklı fiziksel süreçler de benzer sonuçlar oluşturabilir.

Bugüne kadar CERN’de gerçekleştirilen deneylerde ek boyutların varlığını doğrulayan deneysel bir bulgu elde edilmedi. Dolayısıyla kurumun bu alandaki çalışmaları, geçit kapıları oluşturmayı değil, ek boyutların varlığına ilişkin teorik modelleri parçacık fiziği deneyleriyle sınamayı amaçlıyor.

CERN’de kara delik mi oluşturuluyor?

CERN, mikroskobik kara deliklerin oluşma ihtimalini bazı teorik modeller kapsamında kendisi de araştırıyor. Ancak bugüne kadar gerçekleştirilen deneylerde bu tür kara deliklerin oluştuğuna dair herhangi bir kanıt elde edilmedi. CERN’in açıklamalarına göre, ek boyutların varlığını öngören bazı teoriler doğruysa LHC’de mikroskobik kara delikler oluşması teorik olarak mümkün olabilir. Ancak böyle bir kara delik oluşması durumunda, Hawking ışıması nedeniyle son derece kısa bir sürede buharlaşarak ortadan kaybolması bekleniyor. Dolayısıyla, oluşmaları durumunda bile bunların Dünya’yı yutabilecek büyüklükte ve kararlı kara deliklere dönüşmesi öngörülmüyor.

Üstelik Dünya atmosferi, LHC’de gerçekleştirilen çarpışmalara benzer ancak bazı durumlarda daha yüksek enerjilere ulaşan kozmik ışın çarpışmalarına milyarlarca yıldır maruz kalıyor. Bu çarpışmaların tehlikeli ve uzun ömürlü kara delikler oluşturması mümkün olsaydı, Dünya’nın ve diğer gök cisimlerinin bugüne kadar varlığını sürdürmesi beklenmezdi.

CERN’in gündelik hayatımıza katkı sağlayan çalışmaları var

CERN’de yürütülen temel bilimsel araştırmalar topluma tehdit oluşturmak bir yana, günlük hayatımızı dönüştüren devrim niteliğinde teknolojilerin doğmasını sağlamış. Bugün tüm dünyanın kullandığı İnternet ağının temeli olan World Wide Web (WWW), 1989 yılında CERN’deki bilim insanlarının bilgiyi kolayca paylaşabilmesi amacıyla geliştirilmişti.

Ayrıca parçacık fiziği araştırmalarında kullanılan yüksek teknolojiler kanser teşhis ve tedavisinde hayati rol oynayan PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) taramalarının gelişmesine, proton tedavisi gibi gelişmiş radyoterapi yöntemlerinin uygulanmasına ve tıp dünyasındaki gelişmiş görüntüleme sistemlerine doğrudan katkı sağlamış. Tesis, yıkıcı süreçler yerine insanlığın yaşam kalitesini artıran teknolojiler üretiyor.

Sonuç olarak, CERN’in yanlışlıkla paralel evren portalı açtığı, bu nedenle 2030’a kadar kapatıldığı ve Dünya'yı yutacak büyüklükte kara delikler oluşturduğu iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Kurum bir bütün olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Sadece Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) 2030 yılına kadar sürecek planlı bir modernizasyon süreci (LS3) kapsamında kapalı tutulacak.

Laboratuvarda makroskobik bir portal oluşturulduğuna, Dünya’yı tehdit edebilecek kararlı bir kara delik meydana geldiğine ya da ek boyutların varlığına dair hiçbir deneysel bulgu bulunmuyor. CERN’de yürütülen araştırmalar gizemli geçitler veya insan varlığını tehdit eden süreçler yaratmayı değil evrenin temel yapısını anlamayı, bu doğrultuda teknolojiler geliştirmeyi amaçlıyor.

Benzer Makaleler: